in , ,

Bilinmeyeni Araştırırken İnsanoğlu

Bilinmeyeni Araştırırken İnsanoğlu

Evreni anlamak ve yorumlamak üzerine yapılan çalışmalar gittikçe artmakta ve önem kazanmaktadır. Bu çalışmalar devletlerden yüksek oranda desteklenmekle birlikte, konu hakkındaki prosedür ise gittikçe yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle aralarında ABD, SSCB ve İngiltere’nin de bulunduğu beş ülkenin kabulünden sonra antlaşma 10 Ekim 1967’de yürürlüğe girdi. Antlaşma imzacı devletlerin Yer yörüngesine, Ay ya da uzaydaki öbür cisimlere nükleer ya da toplu imha silahları yerleştirmelerini yasaklamaktadır. Antlaşma hükümlerine göre ülkeler Ay ya da öbür uzay cisimleri üzerinde egemenlik iddia edemezler. Uzaydaki etkinliklerinden sorumludurlar, ayrıca kendi topraklarından uzaya fırlatılan cisimlerin yol açtığı herhangi bir zararı tazmin etmek ve astronotlara tehlike anında yardım etmekle yükümlüdürler. Antlaşmaya taraf olan ülkelerin uzay üsleri ve araçları karşılıklı olarak öteki ülkelerin temsilcilerine açık tutulmalıdır. Antlaşma bütün tarafların uzay etkinliklerini açıkça ve uluslararası hukuka uygun olarak yürütmesini de öngörmektedir. Böylece, uzay üzerine çalışmalar hız kazanmış ve hiç bir dünya uygarlığının emperyalist bir tutum göstermesi engellenmiştir.

Bu yapılan uğraşılar, insanlara en baştan beri merak ettiği; “Uzayda yalnız mıyız?”, “Dünya dışında yaşam var mıdır?” gibi sorularını cevaplandırmak içindir. Şu ana kadar ne güneş sisteminde ne de görünür uzayın bir bölümünde yaşayan bir canlı organizma ya da yüzde yüz dünyanın benzeri niteliğinde bir gezegen bulunmamıştır. Tabi, kamuoyundan gizlenen veya saklanan bilgiler yoksa. Şu an bile bazı ilgi odakları, ABD’nin 51. Bölge olarak adlandırdığı yerde UFO’ları ve bazı zeki organizmaları yani uzaylıları sakladığını iddia etmektedirler. Konu hakkında yapılan herhangi bir açıklamanın bulunmaması, durumun karmaşıklığını gözler önüne sermektedir. Ancak, uzaya “Biz buradayız” sinyalleri gönderilmekle birlikte, konu hakkında bilgi dağarcığımız her geçen gün artmaktadır.

Şu an hiç farklı bir uzay medeniyeti ile karşılaşmamanın sebebi araştırılınca, konu hakkında Kardeshev Cetveli üzerinde kolayca bir anlatım sunulabilir. Kardeshev Cetveli 5 aşamalı katmanlardan oluşmaktadır. Burada sayılar medeniyetlerin gelişmişlik seviyelerini bize açıklamaktadır. Şu an, insanlık ırkının bu cetveldeki sırası ise daha 1. seviyeye bile ulaşamamıştır. Kardashev cetveli bu noktada bir medeniyetin teknolojik gelişimine bağlı olarak ne kadar enerji tüketimi yapabileceği düşüncesi üzerine oluşturuldu. Bu cetvel 1964 yılında dünyadışı yaşam üzerine araştırma yapan Rus astrofizikçi Nikolai Kardashev tarafından ortaya atıldı. Bu doğrultuda enerji kullanımı üzerine birer sınıflandırma sistemi oluşturulmuştur. Bu sınıflandırma Kardeshev sonrasında 5. basamağa kadar artırılmıştır. Sınıf 5’in enerji seviyesi tüm evrenlerdeki tüm zaman dilimlerinde bulunan olası tüm enerjiyi barındırıyor. Sınıflandırmada belirtilen bu enerji birimleri aynı zamanda medeniyetin bilgi seviyesini de belirliyor. Örneğin, 2. sınıf medeniyet, 1. sınıf medeniyetten sadece bu bağlamda teknolojik alanda değil; bilgi seviyesi ve kültürel yapı olarak da çok daha üst seviyede yer alıyor. Bu cetvele baktığımızda bize dört ihtimal çıkıyor:

İlki, bu medeniyetler de daha 1 seviye ulaşamamışlar ve böylece birbirimizden habersiz kalmaktayız. Bu demek oluyor ki bu medeniyetlerin önce 2. Medeniyet seviyesine ulaşması yani kendi dünyaları dışında bir güç kaynağından enerji elde etmesi gerekmektedir.

İkinci ihtimal, başka bir medeniyet yok ve bu uçsuz bucaksız uzayda yalnız yaşamaktayız

Üçüncü ihtimal, biz diğerlerinden çok daha ilerideyiz ve ilk olarak biz evren üzerinde bu denli araştırmalar noktasına geldik. Bu nedenle göderilen mesajları alacak teknolojiye sahip değiller.

Ve son ihtimal, diğer medeniyetler bizim önümüzde bulunmaktadır ve yakın bir zamanda bizi ziyarete gelecekler. Tabi ki bu karşılaşmanın nasıl sonuçlanacağı konusu ise bilim kurgunun ötesine gidememektedir. Bunlara binaen bazı uzmanlar, uzaylı medeniyetlerin çok uzun zamandır bu seviyeleri geçtiğini ve dünya üzerinde hiçbir etkileşmede bulunmamalarını gözlem, araştırma, dünyayı kale almama gibi nedenlerle belirtmektedir.

Geçen her dakika enerji ihtiyacı artmakta bununla birlikte insanların hayalleride artmaktadır. İnsanlık, başka bir gezegende koloni kurma amacına girmiş ve yeni yaşanabilecek hayat alanları için diğer gezegenlerde yaşam için araştırmalar yapmaktadır. Şu ana kadar bir çok benzer gezegen bulunmuş fakat bu gezegenleri yakından inceleme fırsatı veya onlara ulaşma gücünde olmadığı için yarıda kalmıştır. Bu nedenle Güneş Sistemi’ndeki 4. Gezegen olan Mars’a koloni kurulması için projeler de başlamıştır. Ama, gezegenin sert koşulları yalın insan yaşamı için uygun değildir. Bu nedenle gezegen üzerinde öncelikle bir habitat alanının oluşması gerekmektedir.

Bu yazıda anlatılan olguların üzerine, insanlık yaşanabilecek alternatif gezegenleri sadece araştırmakta ve her gün yeni bir gelişme ile gündemini meşgul etmektedir. Kim bilir… Belki insanoğlu bu merakını giderecek ve artık yeni amaçlar elde edecek. Belki de yaşadığımız dünyada, insanın varlığından beri bulunan konu hakkındaki merakı onun sonunu getirecek.

İçeriği Oyla

Yazar Onur Kawa Yel

Kaplumbağa son düzlükte tavşanı yakaladı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir