in ,

Çocuklar Üzerinde İlginç Deneyler

Bebeklerin iyiyi kötüyü ayırıp ayıramadığını ölçmek için yapılan deneyler arttı.

“Bebekler aslında ahlaklarıyla doğuyor da onları biz mi bozuyoruz?”

sorusu, kafaları her geçen gün daha da fazla kurcalayacaktır.
İnsanların ne ölçüde ahlaklı doğduğu, ne kadar sonradan bozulduğu konusunda ciddi tartışmalar var. Bunlara yanıt bulabilmek için, gelişen teknolojiden de yardım alarak, artık bebeklere pek çok psikolojik, sosyolojik deney yapılabiliyor.

Deney 1: Haini dışla!
Dört ve altı aylık bebeklere bir video seyrettiriliyor.

Videoda, üzerlerine insan yüzü çizilmiş üç cisim kullanılıyor;
1- Mavi bir küp,
2- Kırmızı bir top,
3- Sarı bir üçgen.
Kırmızı top, bir yokuşa tırmanmaya çalışıyor, bir türlü tepeye ulaşamıyor. Bunun üzerine sarı üçgen gelip, onu arkasından yokuş yukarı itip, yardımcı oluyor ve top, yokuşun tepesine tırmanmayı başarıyor. Ancak tepedeki mavi küp, kırmızı topu itip, aşağıya düşürüyor.
Araştırmacılar, bebeğe bunu birkaç kez seyrettirdikten sonra, mavi küp ile sarı üçgeni bir tepsinin üzerine koyup bebeğe uzatıyorlar. Bebeklerin tamamı, kırmızı topu aşağı iten maviyi değil, yardım eden sarıyı seçiyor.

Deney 2: Yaramaza tokat at!

Bir yaşındaki erkek bebeğe, bir kukla gösterisi seyrettiriliyor.

Deneyde bulunan üç kukla var;

Ortadaki kukla, sağında oturan kuklaya bir top yuvarlanıyor, sağdaki kukla da topu geri gönderiyor. Ortadaki kukla, bu kez topu solundaki kuklaya yuvarlıyor. Soldaki kukla, topu geri yuvarlamıyor, alıp kaçıyor.

Daha sonra, sağdaki dürüst kukla ile soldaki topu kaçıran kuklayı getirip, denek bebeğin önüne koyuyorlar. Bunun yanı sıra sağdaki ve soldaki kuklaların önüne şeker yığıyorlar. Denek bebeği de biriktirilmiş şekerlerden almaya  çağırıyorlar.

Bebek, soldaki yaramaz kuklanın önündeki şekerlerden alıyor ve üstüne üstlük, kuklaya bir de tokat atıyor.

Gözlem 1: Bunda Bir Gariplik Var

Gözler, bebekler için de zihne açılan pencere. Araştırmacılar, bebeklerin ilginç ya da şaşırtıcı bulduklarına, gözlerini kırpmadan uzun süre baktıklarını gözlemlemişler. Örneğin; bebekler, hokkabazlık numaralarına gözlerini kırpmadan bakıyorlarmış. Buda bebeklerin, nesnelerin-eşyaların nasıl davranması gerektiği konusunda bir fikir, beklenti içinde olduklarını belirtmekte.

Gözlem 2: Ağlarım Ama…

Bebekler, aslında başka insanların nasıl düşündüğü, neyi niçin yaptıkları, onlar acı çektiğinde acılarını hissetmek gibi henüz öğrenmeye vakitleri olmadan bazı duygular ile doğuyorlar. 

Hepimiz yapmışızdır muhtemelen… Karşısında ağlama taklidi yaptığımızda, bebeğin hemen alt dudağı titremeye başlar. Ya da herhangi bir yerimiz kesildiğinde, acı duyduğumuzda pek çok bebeğin yüzünde oluşan acı, korku, dehşet ifadesini, ağladığı zamanı hatırlayın…

Yeni doğan bebek bakım ünitesinde bir bebek ağladığı anda, hemen diğer bebeklerde ona katılır… Bu duruma göre bebekler, boş levha olarak değil de adalet, iyilik duygusu, empati ile mi doğuyorlar?

Freud’dan Piaget’e kadar pek çok klasik psikolog:

“Bebeklerin ahlakının olmadığını, insanların bu tür duygularla doğmadığını savunur. Ahlaki  değerlerin, evrimle kazanıldığını ve çocukların, ahlakla ilgili tutumları, anne-babalarından ve toplumdan öğrendiklerini”

düşünürler. Öyle ki her devrin çocukları birbirinden farklıdır-aynı hareketleri göstermezler.

“Bebeklerin zihinlerinin, doğduklarında boş levha gibi olduğu ve yıllar içinde bu boş levhanın gelenek ve görenekler, ahlak ve dinlerin ilkleri, toplumsal etkilerle doldurulduğunu”

kabul ederler. Oysa bu basit deneyler dahi bebekler iyiyle kötü fikrinin, sevgi, adalet duygusunun doğuştan var olduğunu açıkça göstermektedir.

Aslında günlük yaşantımızda bebekleri, çocukları dikkatle, duyarlılıkla izlesek, gözlesek, bizler de bu görüşü destekleyecek yüzlerce örnek saptayabiliriz. Bir yaşından küçük bebeklerin; kötülere antipati, iyilere sempati ve bazı olaylara da empati duyma hâlini sonradan edinmeleri olanaksızdır. 

Modern psikoloji, artık bebeklerin, küçük çocukların da beyinlerini, zihinlerini inceleyebilecek teknoloji ve yöntemlere sahip ve bu alanda da büyük mesafeler katedilmiş durumda.

Artık biliniyor ki teknolojik, psikolojik ve sosyolojik araştırmalara göre, “iyilik-kötülük” bireysel soyaçekimle değil, insan türünün genel gen yapısı, DNA’lar ile ilgili. Bu nedenle; katilin çocuğu katil, hırsızınki hırsız olmuyor. Bunlar, sonradan edinilen kültürle alakalıdır.

İnsanları iyiye ya da kötüye dönüştüren unsurlar, toplumsal ve insanın içinde olduğu ağın yapısı ile çok yakından ilgilidir. Yukarıda verdiğimiz ağlama taklidinde de olduğu gibi sadece bebekler de değil insanlar için de geçerli olan bu taklit edebilme-benzeme konusu yaşam alanı ile de ilgilidir. 

“Neyin içinde büyür, yaşarsak, ondan etkileniyoruz.”

“SOSYAL DUYGU BULAŞICILIĞI”, “BEYNİN KOPYALAMA ÖZELLİĞİ” Neler yaptığımız belli! Nasıl yapacağımıza bakalım…

“Gelecek nesilleri yetiştirmek için dikkatli olmalıyız onlar bizim için paha biçilemez değerler.” 

 

Yazar Burak Sakarya

Müzik ve Teknolojiyle arası iyi olan bir zat-ı muhterem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

FBI Mülakat Soruları Sızdırıldı, İşte o 5 soru!

Her Gün Hayatımızı Şarj Edebilecek 10 Bilgi